ilkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilkler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2012 Perşembe

Bugünlerde....

Bir ayı tamamlamadan yeni post yayınlayım bari internete erişebildiğim nadir anlardan birinde.
Aslında yazacaklar birikti. Birikti derken hepsi aklımda birikti. Fotoğrafları telefonumda birikti. Fotoğraflar olmasa unutup gideceğim zaten. Çok uzatmadan, arayı da çoook açmadan yazayım.
Bu aralar günlerimiz suyla





Boyalarla haşır-neşir vaziyette geçiyor.







Dün akşam ilk defa Begüm ben olmadan arkadaşlarıyla takıldı. Ben olmadan derken, küçüklü büyüklü bir çocuk grubuna katıldı ve sokakta koşturdular. Sonra benim de bulunduğum eve geldiler. Ben balkonda, Begüm arkadaşlarıyla içeride oynamaya başladılar. Yani yakınındaydım ama aynı ortamda değildik. Begüm bu ilk deneyimi arada dışarı çıkıp, 'Öjjem(Özlem), gell! ' diyerek ya da arada yanıma gelip, beni kontrol edip yine arkadaşlarının yanına dönerek geçirdi. Bence ikimiz için de güzel bir deneyim oldu. :)

4 Mart 2012 Pazar

Bronşiolit..

Begüm hasta. Yeni yeni düzeliyor diyebilirim, hatta öyle derken bile şüpheyle diyorum. Grip olarak başlayan hastalığı bronşiolit olarak devam etti. İlk antibiyotiğimizi de aldık böylece. Tam tarih gerekirse 25.02.2012 cumartesi, saat 22:30...
Bronşiolit genellikle 2 yaş altı çocuklarda görülüyormuş. Akciğerlerdeki bronşiolleri tutuyormuş en fazla. Viral bir enfeksiyonmuş.
'Genellikle ateş ve burun tıkanıklığının eşlik ettiği soğuk algınlığı şeklinde başlar. 2–4 gün içinde bronşiollere inerek tahriş ve küçük hava yollarında daralmaya neden olur. Bu da çocukta öksürüğe ve nefes verme sırasında duyulan ıslık gibi (vızıltı) yapar. Bazı çocuklarda solunum hızı ve eforu artıp öksürük boğuklaşarak astım gibi tıkanmaya ortaya çıkabilir. Bu dönemde genellikle ateş düşer, çoğu çocuk iştahsızlaşır, süt çocuklarında emme güçlüğü ortaya çıkar. Uykuda huzursuzluğa. sık rastlanır.' (Emme güçlüğü dışında bizimki de aynen böyle oldu.)
Doktorumuz antibiyotik dışında ventolin verdi. Günde birkaç kez buhar şeklinde uyguladık. Ayrıca sık sık burun damlası damlatmamızı söyledi. söylediklerini uyguladık. Şimdi daha iyi. Ama kontrole gideceğiz tabi. Hal ve tavırlarına bakılırsa düzeldi. Çünkü yaklaşık iki haftadır yapışık ikiz gibi dolaşıyoruz. bu aralar ayrılmaya başladık. Hatta bugün ilk defa ben başında olmadan oyun oynadı. Eski günlere döndük şükür. :))

12 Aralık 2011 Pazartesi

Kestim, Beklemedeyim...

Begüm'ün saçını kestim bugün.
Evet, tarih sayfalarına yazılsın.
Vatana, millete hayırlı olsun!
Tepeden uzamış beş tel, ve arkadan uzamış on tel saçı kestim. Birazcık...
Şimdi saçının daha hızlı uzamasını bekliyorum.
Bir nevi deneysel bir olay benim için bu durum. Eğer daha hızlı uzarsa her yerden eşit oranda kesmeyi ya da kestirmeyi düşünüyorum. Zira, el kadar bebeklerin bile kızımdan daha uzun saçının olduğunu görmek beni deli ediyor.

9 Ağustos 2011 Salı

Çiş - Kaka Mevzuları

Tuvalet eğitimine tam olarak başlamadım henüz. Arada, aklıma estikçe bezini çıkartıp oturtuyordum tuvalete. Bir de ben tuvaletteyken kapıyı açık bırakıyorum, isterse giriyor içeri yani beni izlemesine izin veriyorum. Bunlarla alakalı değildir muhtemelen, ama bugün 'kaka' konusunda bir gelişme yaşadık.
İki gündür kakasını yapmıyordu Begüm. Bugün de ıkındı sıkındı, kaka pozisyonunu aldı. Baktım fınfık kadar birşey yapmış. Temizlendik. Sonra yine aynı durum. Bu sefer yapamamış. Aldım tuvalete götürdüm. Bir dakika içinde kakalar pıtır pıtır döküldü tuvalete. :) Başta biraz şaşırdı, sonra korktu sanıyorum, mızırdanmaya başladı. ben de kaldırdım. Birlikte kakalara baktık, meşhur 'bay bay'ımızı yaptık ve sifonu çektik.
Şu tatil, yolculuk, bayram olaylarımız geçsin başlayalım diyorum yavaştan bez bırakma eylemine. Bakalım hayırlısı. 'Bay Bay Bezim' kitabını da sipariş vereyim bari. Elimde bulunsun. Alıştırma külodu da almak lazım sanırım. Onu da listeye ekleyelim. :)

28 Nisan 2011 Perşembe

Bir İlk Daha...

Dün itibariyle Begüm yürüyor. Bu sefer öyle küçük adımlar falan değil. Elleri serbest haldeyken bir-iki metre yürüyor.
O adımları görünce kendimde bir rahatlama hissettim. Her ne kadar takmıyorum desem de 'Bizimki 9 aylıkken yürüdü.' vb... cümleleri duydukça içime atmışım demek ki.
Bir kilometre taşını daha başarıyla başarıyla tamamladık. Darısı diğerlerinin başına...

17 Nisan 2011 Pazar

Hastaydık, İyileştik

Pek keyfim yok Dünden beri. Sanırım yorgunluktan. Begüm hastaydı. Şimdi iyi, düzeldi. 6. hastalık olmuş. Doktorumuz kontrol ederken '6. hastalık bu.' deyip duruyordu. Ben de bir hastalığın ikinci adı falan zannediyordum. Meğer kendi adıymış. Perşembe günü Begüm ateşlendi. Diştendir diye pek üstünde durmadım ama gece ateşi arttı. 39.3'e kadar çıktı. Ateş düşürücü verdik. Bir süre düşüyor sonra geri çıkıyordu.  Bir de göğsünde ve sırtında minik minik, kırmızı, sivilce gibi şeyler çıktı. Öğleden sonra yoktu. Akşam babası altını değiştirirken bir baktık her taraf kırmızı, pütür pütür. Hemen doktoru aradık tabi. Tavsiyelerimizi aldık. Gece ve ertesi gün teşimizi de düşüremeyince muayenehanenin yolunu tuttuk.
'6. hastalık yada 5. hastalık' dedi doktorumuz. Viral bir hastalıkmış. Ateş aniden yükselirmiş. Gövdede kırmızı döküntüler olurmuş. 3-5 gün içinde normale dönermiş. Panik yapacak bir durum yokmuş. Bir de Calpol'e allerjimiz olabilirmiş. Dişten dolayı 'Ağrısı mı var acaba? Aman rahat uyusun!' diye bir- iki gündür gece yatmadan veriyorduk. Calpol'ün içindeki çileğe allerjimiz olabilrmiş. Bir süre çilek ve konsantresini içeren ürünler yasak.
Sanırım hastalığın etkisi de geçti. Ateşimiz yok artık. Hareketlerimiz, neşemiz normale döndü. Kızarıklıklar kayboldu.
Büyük bir olay daha var. Sanırım Begüm yürüyor. Öyle her dakika değil ama. Elleriyle tutunmadan kısa mesafe ileleyebiliyor. Tabi canı istediği zaman. Biz 'Hadi yürü!' deyince olmuyor. :)

18 Mart 2011 Cuma

Uyudu, İnanamıyorum!

Bugünü tarihe yazmak istiyorum. Begümkuşumuz bugün daha doğrusu dün gece ömründe ilk defa 23:00'dan 5:00'a (yaklaşık olarak verdim saatleri, fazla da olabilir az da,tam hatırlamıyorum şimdi.) kadar, 6 saat deliksiz bir uyku çekmiştir. Dün geceye kadar en fazla 4 saat uyudu kendileri. O 4 saat de baya baya önceydi. Yani şoktayım diyebilirim. Ben de sayesinde deliksiz sayabileceğim bir uyku uyudum. Sadece bir defa 3:00 civarında uyandım. O da sanıyorum alışkanlık olmuş, ya da uzun zaman uyandıran olmayınca bünye kendi kendini uyandırdı. Sabah da daha dinç uyandım, neden acaba? :)
Bu uzun uykunun sebebini çözebilmiş değilim, ama umarım artarak devamı gelir.10-12 saat deliksiz uykularını görürüz inşallah. :)
Herkese bol uykulu günler...

9 Kasım 2010 Salı

İzmir'de Begüm

İzmir'e biricik teyzoşumuzun yanına gitmiştik. Malum anneanne ve dede de oradaydı. Begüm'e ilgi yoğundu. Beklendiği üzere huyumuz suyumuz da değişti tabi. En başta da uyku düzenimiz: uyku saatlerimiz ve uyuma şeklimiz. İzmir'de geceleri 22:00 civarında uyumaya başlamıştı. Gündüz uykularının ise belirli bir saati yoktu, her zamanki saatlerinde uyumuyordu. En kötü olan ise (benim için) yeniden emerek uyumaya başlaması oldu. Yer yatağında uyumak yerine sağa sola sürünmeye başlayınca eski yöntemimize geri döndük.(Kendi düşen ağlamaz derler ama ben ağlıyorum.) Bayramda sonra bir yatır kaldır uygulamamız daha olacak sanıyorum :)

Yine yoğun ilgiden sanıyorum, benden bağımsız, kendi başına geçirdiği zamanlar kısaldı. Biraz kendi halinde takılıyor, sonra kucak istemeye başlıyor.
Yemek yeme konusunda da problem yaşayacağımızı düşünüyordum. Ymek yerken 50 kişi etrafında şaklabanlık yapıyordu çünkü hanımın, ama öyle olmadı. Yine mama sandalyemizde bir süre sorunsuz yiyoruz, sonra ufak çaplı şaklabanlık yapıyoruz.
Evin içinde devamlı konuşan insanlar görünce, kızım da konuşmaya özendi. çıkardığı gürültüler arttı. Aaa, aauular arttı iyice. Bbbb, bubbblar başladı. Hatta arada yanlışlıkla baba bile çıkıyor :)
Emekleme alıştırmaları devam ediyor. Şimdilik ellerinin dizlerinin üzerinde duruyor bir süre, ilerlemeye çalışınca tekrar sürünme pozisyonuna dönüyor. Koltukları kenarına gelip bir eliyle koltuğa tutunup dizlerinin üzerinde doğrulmaya başladı. Geçen gün de yatağın kenarına tutunup ayağa kalktı.
Peluş oyuncaklar hoşuna gidiyor. Mağazada peluş tavşan görmüştüm, Begüm'e gösterdim. Kıkır kıkır gülemeye başladı :) devamında gösterdiğimiz ayılara, ördeklere, köpeklere de aynı tepkiyi verdi.
İzmir diye başladı post, İzmir'le bitsin. Ben hayatımda İzmir kadar bebek sever memleket görmedim valla. Antalya'da, Eskişehir'de de seviyorlar Begüm'ü ama İzmir'de hit oldu çocuk :) Her gittiğimiz mağazada önümüze geçip dakikalarca sevenler, yolda durdurup sevenler, durdurmadan sevenler, öpenler, yanağını, elini, ayağını okşayanlar... (İzin almadan cuk diye çocuğu öpüyorlar sinir oluyorum diyen anneleri şimdi çok daha iyi anlıyorum) Hatta bir mağazaya girdik. O sırada Begüm uyuyordu. Uyur halde bir posta sevdi reyon görevlileri. Uyanınca da toplaştılar etrafımıza (10 kişi rahat vardı), öyle sevdiler. Bizimki de, sağolsun sevgi gösterilerini geri çevirmiyor. Şımarıyor, gülücükler dağıtıyor, aa-uu sesler çıkartıyor, kollarını-bacaklarını sallıyor. Görevliler daha fazla seviyor. Ben kucağımda Begüm'le kalakalıyorum. Annemler beni bekliyor. Olan bize oluyor yani. Bir keresinde de, bir abi eşliğinde mama yedi Begüm. Adam oyaladı, ben yedirdim. :) İşime geldi benim de. :)

14 Ekim 2010 Perşembe

Başbaşa

Bugün Begüm kuzuyla bir ilke daha imza atacağız. İlk kez doktora birlikte, yalnız gideceğiz. (Daha önce yalnız, kısa bir araba yolculuğu yapmıştık. Ama hemen babamızla buluşmuştuk. Başbaşa gezinmemiştik hiç.) Sonrasında da hanımefendi ve de hava müsade ederse Antalya sokaklarında gezinmeyi planlıyorum. Bakalım, kısmet. Bebekle gezinme işleri kısmete bağlı geliyor bana artık, nedense???....  :)

30 Eylül 2010 Perşembe

Kara Göründü!

FLASH, FLASH, FLASH!!! Sonunda beklenen oldu: Begüm'ün ilk dişleri çıkıyor. Beklendiği üzere alt dişler. İkisi birden çıkıyor. Tam 6 aylık 5 günlükken...
Bu sabah annemle konuşuyordum telefonda. Begüm de kanguruda, kucağımdaydı. Konuşurken ara ara da Begüm'e bakıyorum tabi. Bir ara esnedi, baktım altta iki tane çizgi. Anneme anlattığım şeyi yarıda kesip 'Anaa, dişleri çıkıyor Begüm'ün!' deyiverdim.Heyecan yaptık tabi annemle. Telefonu kapattıktan sonra hemen ilk dişlerimizi fotoğrafladım tabi :) Bir elle Begüm'ü zaptedip, diğer elle fotoğraf çekmek beni biraz zorladığı için çok net olmadı foto. Ama dişler belli oluyor neticede :)
Çok heyecanlı yahu :)
Böylece bir kaç gündür gecede bilmem kaç defa uyanmasının ve de bir iki gece ağlayarak uyanmasının sebebi buymuş. Yine de çok ızdıraplı geceler(her uyandığında emzirdiğim-evet hala- için bana öyle gelmiş de olabilir) veya gündüzler, sebepsiz ağlamalar olmadı. Sakin bir diş çıkarma dönemiydi. Darısı diğerlerinin başına...

29 Eylül 2010 Çarşamba

İlk Dönüm Noktası

Neymiş bu 6. ay... Bir nevi dönüm noktası. 1. yaş ne kadar önemliyse, 6. ay da bir o kadar önemli. Bütün eşyalarımız yavaş yavaş değişiyor. Hafta sonu, cumartesi günü, tam da 6. ayımızı doldurduğumuz gün, mma sandalyesi almak için bebek mağazasına gittik. Evde yaptığım ufak çaplı bir araştırma ve görevlinin yönlendirmesiyle Chicco Polly mama sandalyesi aldık. Yine görevlinin yönlendirmesiyle, aklımızda yokken bir de araba koltuğu aldık. Araştırmadan, damdan düşer gibi aldığımız için, bir şey alırken 50 defa düşünen ben, kafamda soru işaretleriyle, 'acaba'larla çıktım mağazadan. Misafirlerle dolu haftasonu ve devamında yoğun geçen hafta içi trafiği nedeniyle takip eden günlerde de pek bir araştırma yaptığımı söyleyemeyeceğim. Güvenli diye duyduğum birkaç markadan biri olması birazcık içimi rahatlatıyor, kötü bir tercih yapmadığımı düşünüyorum. Doğumdan önceki alışverişlerimizi de aynı mağazadan yaptığımızı ve yanlış tercihle aldığımız bebek arabasını ve de istediğimiz gibi gelmeyen karyolayı değiştirdiğimizi, görevlinin de bunları bildiğini gözönüne alarak bu sefer de değiştirme yapmamamız için ilgi göstereceklerini düşünmüştüm. Öyle de oldu sanıyorum.( Ne uzun cümle oldu yahu. Orta okulda öğretmenimiz 'Cümleyi ne kadar uzun kurarsanız hata yapma ihtimaliniz o kadar artar.' demişti. Umarım hata yapmamışımdır.) Haftasonu alışverişimiz bunlarla da kalmadı tabi. Almışken yeni birkaç kıyafet, pijama ve önlük de aldık kuzuya. Bir ara da küçülenleri kaldırmak lazım tabi..
Bebek arabamızı da değiştirdik. Değiştirdikten kastım, oturak kısmını değiştirdik. Begüm'ün oturma izni olmadığından hala oto koltuğunu arabadan çıkarıp bebek arabasına takarak kullanıyorduk. Artık pusetimizi puset şeklinde kullanıyoruz. Ama eski sistemimizin rahatlığını arıyoruz. Begüm bebek arabasında uyuyakaldığında arabaya aktarmak çok kolay oluyordu ve uyanmıyordu. Şimdi ise uyanıyor. Bize de uyandırmadan oradan al, buraya koy biraz zor geldi. Buna da alışacağız elbette...

19 Eylül 2010 Pazar

Anne-Kız Hastayız...

Önce Begüm hastalandı. Pazartesi günü burnu akmaya başladı.Çok sık değildi, hali de pek hasta gibi değildi zaten, ateşi yoktu, öksürüğü yoktu, huzursuzluğu yoktu. Burun akıntısı geçmeyince çarşamba doktorumuzu ziyaret ettik. Grip olmuş kuzucuk. Doktorumuz Çinko, ateş düşürücü ve serum fizyolojik reçete etti. Papatya çayı önerdi. Burnunun tıkanmaması çok önemli dedi. Çünkü bebeklerde orta kulak iltihabına neden oluyormuş. Bunu üstüne basa basa birkaç defa söyledi. Öksürük başlarsa haberleşelim dedi. Şimdilik aramayı gerektirecek kadar öksürüğü yok, nadiren öksürüyor. Begüm'ün durumu iyi ama ben de hasta oldum, ondan bana bulaştı sanırım. İki gün boyunca içtiğim ıhlamurlar, papatya çayları, ballı sütler boğaz ağrımı geçirmeye fayda etmedi ve her zaman olduğu gibi boğaz ağrısı burun akıntısına dönüştü. Sanırım bugün enfeksiyonun en yoğun olduğu gün, kendimi çok halsiz ve de yorgun hissediyorum. Burnum devamlı tıkalı, hafiften bir baş ağrısı var ve  gözlerim yanıyor. Begüm'ün durumu benden iyi. Onunla ilgileneceğim zaman maske takmaya özen gösteriyorum. Umarım tekrar benden ona bulaşmaz.
Babamız bugün balığa çıktı. Şöyle balıklarla bir fotoğraf eklemez isterdim ama adamcım eli boş döndü. Pek balık yokmuş dediğine göre. Tuttuğu beş-on barbunu da, sepeti denize düşürmek suretiyle kaybetmiş. Biz de naptık, gittik arkadaşımızın balık restonanında balıkları mideye indirdik. neye niyet neye kısmet işte...
Resimsiz olmasın bu post. Bu bizim kızın kankisi :) Anneannesi ördü. Saçlarını da ben yaptım :) Ben Begüm'den daha çok sevdim. Daha yapılırken talip oldum kendisine ama anneanne izin vermedi. Eve dönünce başka talipleri de çıktı ama vermedik kimseye, Begüm'ün kankisi o. Anneanne başka örünce feda edebiliriz ama, nitekim anneannenin içine pek sinmedi. 'Acemilik oldu bu, hem de aceleye geldi.' dedi. Teyzesi de travestiye benzetti, :)

Cumartesi günü babsı ilk kez Begüm'e şeftali yedirdi. Sonuç pek temiz olmasa da babişi, tabağın hepsini yedirmeyi başardığı için başarılı sayıyoruz.

15 Eylül 2010 Çarşamba

Eskişehir'den bildiremedim

                            
Uzun ve çabuk geçen bir Eskişehir tatili oldu. Akraba ziyaretleri, iftar yemekleri, alışveriş derken bloga yazmayı bırak bilgisayarın başına oturamadım. Bir sürü şey birikti aklımda, bazıları silindi gitti.
Cuma gecesi sahurda Eskişehir'deydik. Cumartesi günü dedem bütün aileyi toplayıp bir iftar yemeği verdi. Genelde bayramlarda toplaşırdık böyle. Herkes birarada, gırgır şamata... Begüm ailenin en küçüğü olarak bütün ilgiyi üzerine topladı tabi. Yoğun ilgiden bunalıp biraz da mızırdandı hanımefendi. Duygusal anlar da yaşandı. Dedem bir konuşma yaptı  'Bu sene kendimi iyi hissetmiyorum', 'Hakkınızı helal edin.' cümlelerini içeren. Düşüncesi bile kötü. Eninde sonunda olacak ama yine de insan olabildiğince geç olsun istiyor. Allah uzun ömürler versin.
Çarşamba günü, malum, Eskişehir'de 'Çar-Pa' günü, yani çarşamba pazarı:) Annesinin her fırsatta mutlaka uğradığı Çar-pa'yla Begüm Hanım da tanıştı.Her zaman değil ama genellikle çok güzel şeyler bulabiliyorum Çar-pa'da. Mesela Begüm'ün ilk birkaç aylık kıyafetleri Çar-pa'dan. Annem oradan bir havlu almış, benzerinden bir tane daha istiyorum ama aynı kalitede bir havlu mağazalarda bulamadım henüz. Sonraa bir tunik aldım 10 TL'ye, kumaş ve de model olarak aynısını Koton'da gördüm.(Orada görünce sevindim tabi:) )Böyle bir yer işte Çar-pa. Begüm de baya bir zevk aldı pazar gezmekten. Kızımız pusetinde olan şebekliği yaptığı için, gelen geçen pek bir sevdi hanımkızımızı. Önüne gelene gülücük dağıtır, ayağını ağzına alır, kollar bacaklar kıpır kıpır zaten. Ama kazasız belasız atlattık pazar maceramızı da.
2 Eylül, Eskişehir'in kurtuluş yıldönümü. Biz de kendimizi sokağa attık yemekten sonra ama birz geç kalmışız. Marşlar eşliğinde geçen gondollara ve havai fişeklere yetişebildik. Begüm de ilk havai fişek gösterisini izlemiş oldu. O sırada uyuduğunu göz önüne alırsak izledi demek pek doğru olmaz aslında, korkuyla gözlerini açtı ve etrafı izledi diyelim.(Havai fişekler tam tepemizde patladı da) Sonra da uzun süre uyumadı :)
Sonraki günler iftara misafir alma, iftara misafirliğe gitme, bayram için alışverişle geçti. Bu alışverişlerden en karlı çıkan da Begüm oldu tabi ki. Annemle hızımızı alamayıp bir kaç tane bayramlık alıvermişiz kuzucuğuma. Bayramda her güne ayrı kıyafeti oldu hanımın.
İki hafta boyunca Begüm kucaktan kucağa gezdi durdu, ben de annelikten ufak çapta bir tatil yaptım. Sabahları Begüm uyandığında emziriyordum, sonra da Begüm hoop anneanne ve dedenin yatağına ya da kucağına transfer oluyordu. Ben de yarım kalan uykuma devam ediyordum. O zamanlar güzel oluyor ama dönünce eski düzene dönmek biraz zor oluyor, çabuk alışıyor insan uykuya. Begüm kucaktan kucağa, ordan buraya derken bir çok ilke de imza attı. Artık kuzucuk yatar pozisyondayken oturur pozisyona kalkmaya çalışıyor, tek kolunu üzerinde doğrulmaya çalışıyor. Doktorumuz her ne kadar oturtmayın dese de meraklı akrabaların oturtma denemelerine olumlu yanıt verdi. Kendi çapındaki yuvarlanmaları arttı.Göbeğinin üzerinde sağa sola 360 derece dönebiliyor. Değişik lezzetler de tattı: Salatalık, kavun, üzüm, erik...
Yemek konusunda anne de nasibini aldı tabi. İzmir'deki alışkanlığımzı Eskişehir'de de devam ettirdim: Her akşam dondurma. Arada boş geçen akşamlar da oldu tabi. Şöyle de kötü bir durum gelişti tabi, artık kendimi durdurmakta zorlanıyorum, tutmasan yarım kilo dondurmayı tek başıma bitirebilecek kapasiteye geldim yani. Önceden anneme kızardım hep, şimdi ben de onun gibi oldum. Dondurmaları löpür löpür götürünce, kiloda da değişim oluyor tabi. Doğumdan sonra herkes ''3-5 ayda verirsin, göbek möbek kalmaz.'' diyordu. Kimse benden böyle bir yeme performansı beklemiyordu tabi, ben bile beklemiyordum. Demek ki onca yıl içime atmışım, bir kez kilo alınca koyverdim gittim sanırım. Etraftakiler benim yeni halimden memnun aslında, ''Önceden bildiğin sıskaydın, şimdi iyi olmuşsun.'' diyen bile oldu. Ben ne kadar memnunum soran yok. Kıyafet alırken hiçbir şeyi yakıştıramıyorum kendime. Ama bunlar hep kardeşimin bedduaları biliyorum. ''Bir gün sen de benim gibi olacaksın.'' diyordu hep, sonunda oldu. Aslında olmam gereken kilomdayım ama alışık olmadığım için bana fazla geliyor. Bugünler de geçer elbet, eski kilomuza kavuşuruz. (Diye ümit ediyorum.)

8 Ağustos 2010 Pazar

50 kere söylersen olurmuş

Sonunda oldu. İlk kez ateşimiz çıktı. Rahat bir nefes alsınlar çünkü söyleye söyleye oldurdular ( süt ve mama meselesinde olduğu gibi). Çok beklenmedik birsey değil aslında. Dün ası oldu Begum, karma aşısını. Aşıdan sonra ateş cikabiliyormus, bugün doktorumuzun dediğine göre bogmaca asisi ateş yapıyormuş. Yani ateş beklenmedik birsey değil, zaten kafama taktiğim da o değil. Kafama taktiğim cevremdekilerin beni delirten tavrı. Ne zaman biryere gitsek 'Aman ateşi çıktı mı?' 'Hasta oldu mu?' Ya neden hasta olsun cocuk?
Zamanımda da süt ve mama konularında boylelerdi. 'Sutun az mı?' 'Mama mı versek?' diye diye sutum de azaldı, mama da verdik. Ben çok rahat ve genelde pozitif bir insan olduğum için çevremdekilerin bu pimpirikli hali canımı sıkıyor.